Vedi Münir’in Harbiye Makalesi-15 Eylül 1928 Yeni Mecmua sf: 4-6/Vedi Münir’s Article on Harbiye – 15 September 1928 – Yeni Mecmua, pp. 4–6
Harbiye
(Antakya: Şi’ir mensûriyenin mübdi’ muhteremi Refik Hâlid Beğ Efendi’ye:)
… Hafîf rüzgâr nefhasi bile yok …
Sıcak tekâsüf itmiş gibi güneş renginde sarı, durgun bir rükûdet var … Bütün şehir bu azgın ağustos gününün boğucu sıcakları altında bunalmış teneffüs idemiyor.
Otomobil harbiye yolunun beyaz bir kurdala gibi uzanan düz sathi üzerinde sür’atle kayarken şakaklarımızı bir paça buğusu gibi kızgın bir cereyân yalayor…
Bütün ovada güneşin harâreti temeyyu’ itmiş gibi yer yer serâb zereleri kaynaşıyor… Sağda altun başakların yığın idildiği harmanlarda kimseler yok… Ötede bir sığır sürüsü ihtiyâr balamut ağaclarının koyu zilâli altına sığınmış ratıb gölgeliği emir gibi yorgun yorgun teneffüs idiyor…
Fevvâr köprüsünü geçdik. Karşıdaki uzak dağların zirvesinden beri mâilleşe, genişleye bütün şu karşıki mâileyi dolduran harbiye bağçelerinin koyu hazâretinde kızgın bir çöl ortasında canlanan ‘adnî bir vâhanın bâkir tarâveti var…
Otomobil tekarrüb itdikce harbiyenin bütün hutût ânatı daha ‘ayyân ve beyyân bir vüzûhla seçiliyor… Her tarafında serin ve billûrin kaynakların coşub, fışkırdığı bu; dâimî bir bahâr dâimî bir tarâvet yaşayan ‘adnî vâhanın ötesinde birisinde nârîn yapraklı nârîn endâmlı
kavak ağacları birer yeşil fevvâre gibi bu yeşil sâhanın mâî semâsına doğru yükseliyor…
Yeni köprüyü döndükden sonra büyük bir çınarın loş ve ılık gölgesi altında kim bilir kaç ‘asırdan beri billûrin suları müttarid bir âhenk ile şırıl şırıl şu yosunlu yalağa akan, oradan yandaki derenin çakılları üstüne şakır şakır dökülüb heder olan çifte kastelle geldik… Artık harbiyeye girmişdik birâz evvel kızgın bir ovanın azgın ve boğucu sıcakları içinde bunalırken şimdi şu iki tarafındaki sık ve büyük ağacların neftî gölgeleri altında sayılanan yolun serîn havası bütün a’sâbımızı nârîn temaslarıyla okşayub uyuşduruyordu…
(Aynı tatlı)nın medhâlinde indik. Artık buradan öte yaya gidecekdik. Ellerimizde nevâle sepetleri şu batika yolun sarı kumları üzerinde sessiz sessiz akub giden mütevâzi’ ve berrâk arkları seke sıçraya, göle şakalaşa geçiyorduk.. İlk def’a harbiyeye gelmiş olan Rızâ’nın şakrak kahkahaları yandaki derede tınan ‘akislerle çınlanırken Râif’le ben yolun dönemecini geçdikden sonra birdenbire mâilleşen ufuk batikadan kayar gibi inmeğe başlamışdık. Bu dar ve yılan hâvî yolun ikinci dönemeci bizi sık ağacların neftî gölgeleri altında rüyâî bir loşluğa bürünen geniş bir dereye getirmişdi.. Derenin iki yamacında bir orman sıklığıyla yükselen yüzlerce çınar ve çitlenbik ağacları var, bu ağacların dalları birbirine girift ola ola o kadar kesâfet peydâ itmiş ki bütün dere tabî’i bir tünel gibi koyu ve seher rengine benzeyen bir gölge ve seher vaktine yaraşan bir serinlik içinde…
Derenin üst tarafındaki kaynakların berrâk suları birike birike mini mini bir ırmağa benzemiş, aka aka kendini deşdiği yufka ve yayık mecrâda sessiz ve sâkin, fakat şu rüyâî boşluğun sînesinde bir elmâs-ı müzâbe gibi ‘akisler ve iltima’larla akub gidiyor…
Derenin sağ yakasında, muntazam bir çit ki uzanub giden sık ve körpe defne fidanların hizâsına arkadaşlar kavak tahtalarından yapılmış masaları, hasır iskemleleri düzmüşler tertîbât almışlar, Râif elindeki kocaman sepete rağmen bir hamlede ileri geçdi sepeti yere bırakdı ve iskemlelerden birine oturdukdan sonra başını yukarı kaldırdı.
Oh rabbim! .. Burası cennet! .. Şehirde cayır cayır yananlara gani gani rahmet eyleye …
Hepimiz toplanmışdık. Rıza elindeki buz kalıbını masanın üstüne bırakdı yanındaki kaynağa eğildi. Kollarını kaynağın kenarına dirsekleyerek başını uzatdı. Kana, kana içdi, içdi. Yumruğuyla dudaklarının sızan suyunu silerken Râif’e döndü:
Oh vallahi buz gibi su! Ya bu buza ne lüzum vardı … ? Râif başıyla tasdîk itdikden sonra bir filozof vekârıyla cevâb virdi:
Hakîkaten bu buza ne lüzum vardı … Sanki tabî’atin hayâta can katan şu buzlu suları duruken bu mülevves buzu gasbeden buraya kadar getirmek ne budalalık … Rıza tekrâr itdi:
— Bırakınız ben onu size ‘alâ ağlâsı yapayım .. Artık birer birer sepetler açılıyor … Azıklar masaların üstüne, bira şişeleri kaynakalrın içine diziliyor … Kâseler yıkanıyor … Bütün arkadaşlar fa’aliyetde ..
Rıza keyifli bir çocuk neş’esiyle:
Aman bakınız diye çırpındı. Üstümüzdeki çınar ağaclarına civâr bağçelerin asmaları dal salmış her tarafda cumba cumba kırmızı, beyaz, penbe üzüm salkımları, .. Refik uzakda duran bağçıvan çocuğunu anlatmışdı çocuk boş sepetlerden birini aldı bir kedi hiffetiyle ağaclara tırmandı. O üzüm salkımlarını birer birer kolundaki sepete yerleşdirirken derenin alt tarafından alnına sere sere altunlar dizilmiş kırmızı entârili esmer, nârîn bir köylü kızı elinde büyük bir sepetle bize doğru geldi …
Rıza sabırsızlıkla sepeti aldı … Şeftâlilerden birini bize gösterdikden sonra o bür bir çeviklikle ısırdı … O ağzını şapırdata şapırdata şeftâlinin sularını sömürürken oh ömür ömür diye söyleniyordu …
Refîk şeftâlileri, üzümleri yanımızdaki kaynaklara dökdü. Artık tam tertîbât alınmışdı .. ‘Ûd, kemân akordunu yaparken Rızâ buzu kırmış bir tabaka buz bir tabaka, üzüm bir tabaka şeftâli .. Kalase yapıyorum diye önündeki mahrûtî kabı dolduruyordu … Beş on dakika sonra Rızâ kalase yapdığı şeftâlilerle, üzümlerden bir tabak doldurmuş arkadaşlara birer birer ikrâm idiyordu. Râif: — Oh oh yaşa Rızâ vallâhi nefîs cennetlik mâl üzümün, şeftâlinin suyu dökmüş diye söyleniyordu … Hakîkaten öyle üzümler daha fazla kurumuş şeftâlilerin ‘usârası dökmüş … ‘Âdetâ ağızda yufka ve gevrek bir ekmek kaşri gibi kıtır kıtır kıtırdayordu.
Ne kadar geçmiş bilmeyoruz … Ay karşıdaki Şirmun Dağları’nın tepesine doğru yükselireken biz kalkdık elimizde boş sepetlerle otomobillerin durduğu yere döndük …
Vedi Münir
15 Eylül 1928 Yeni Mecmua sf: 4-6
İlgili Kategoriler
- Afiş-Broşür-Reklam
- Antakya Kazı Ekibi Günlükleri (1932-1939)
- Belgeler Genel
- Ermeni Meselesi
- Fatura-Dekont-Karne
- Fransızca Belgeler
- Gazeteler-Dergiler
- İskenderun Sancağı Belgeleri
- Kartvizit
- Kitaplar-Makaleler
- Mustafa Kemal Fotoğrafları ve Belgeleri
- Osmanlıca Belgeler-Makaleler
- Pul-Mektup-Zarf
- Tapu Senetleri
- Zeki Arsuzi Belgeleri
