İki Amerikalı Türk Hapishanesinde Uzun Bir Bekleyişe Razı Oldu (Antakya Üçlüsü)-23 Ocak 1980-The Calgary Herald-Two Americans resigned to a long wait in Turkish prison-23 January 1980
İki Amerikalı Türk Hapishanesinde Uzun Bir Bekleyişe Razı Oldu
Bill Keller tarafından
(Times-Post haber servisi)
ADANA, Türkiye — “Antakya Üçlüsü”nün kaldığı hapishane, çamur içinde yüzen büyük pembe bir mavnayı andırıyor. Tel örgülerle çevrili alanın içinde bakımsız küçük bir arazi, ulusal kahraman Atatürk’ün bir büstü ve genel bir verimsizlik havası bulunuyor. Gardiyanlar makineli tüfek taşıyor, ancak Adana’nın geri kalanını sıkıyönetim altında tutan askerlerden daha az tehditkâr görünüyorlar.
Adana Cezaevi — kelimenin tam anlamıyla “ceza evi” — “Geceyarısı Ekspresi” filmindeki kurgusal cehennem değil, ama bir yaz kampı da sayılmaz. Başarısız bir uyuşturucu kaçakçılığı girişiminde yakalanmalarının üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen, 35 yaşındaki Joann McDaniel, 34 yaşındaki Katherine Zenz ve 29 yaşındaki Robert Hubbard rahatsızlığa, yalnızlığa, zaman zaman şiddete ve belki de en kötüsü olan sahte umutların yükselip çökmesine alışmış durumdalar.
Türkiye’de hapsedilen genç Amerikalıların hikâyesi, normalde kendi ülkelerinde bir hapishaneyi ziyaret etmeyi düşünmeyecek insanların bile ilgisini çekti. Dolandırıcılar af ya da kaçış vaat ederek ortaya çıktı. Gazete manşetleri, Amerikalı siyasetçilerin bu davayı ABD-Türkiye ilişkilerinde küçük bir diken hâline getirdiğini yazdı. Bir Alman sanatçı, davaya dikkat çekmek için Türk parlamentosunda açlık grevi yaptı. Oregonlu bir müzik grubu olaydan esinlenerek plak hazırladı.
Mahkûmların son üç ziyarette moralleri yüksekti; yeni özgürlük umutları taşıyorlardı. 12 Mart’ta serbest bırakılacaklarını vaat eden resmî belgeleri vardı. Bu olmazsa, ABD Senatosu tarafından onaylanan bir anlaşma sayesinde erken tahliye ihtimaliyle bir Amerikan hapishanesine nakledilmeleri mümkün olabilirdi.
Ancak her durumda bir engel çıktı ve üç Amerikalının 1982 yazına kadar burada kalması olası görünüyor.
McDaniel, Zenz ve Hubbard’ın Münih’te bir restoranda tanıştığı 1972 yılında Amerika hâlâ Vietnam Savaşı içindeydi ve Watergate skandalı henüz yeni başlamıştı. McDaniel, Avrupa’yı görmek için üç yıl önce Oregon’dan ayrılmış, geçimini geçici işlerle sağlıyordu. Zenz, San Francisco’daki hemşirelik işinden izne çıkmıştı. Çocukluğunu çeşitli askerî üslerde geçiren Hubbard ise belirli bir hedef olmadan dolaşıyordu.
Zenz’in kredi kartıyla Frankfurt’taki bir şirketten üç Volkswagen minibüsü kiraladılar ve 2.000 mil yol yaparak Lübnan’a gittiler. Hubbard, araçların döşemelerine, yataklarına ve depolarına 180 kilogram — yani 396 pound — Lübnan haşhaşı gizledi.
Üçlü, Suriye ile Türkiye arasındaki sınırı geçerken Türk gümrük görevlileri araçları dikkatli biçimde aramaya başladı. Bir görevli, McDaniel’ın kullandığı aracın tavan panelini sökünce içinden paketler hâlinde haşhaş döküldü.
Üç sürücü ile birlikte araçta bulunan dört otostopçu da İncil’de geçen Antakya kentine götürüldü. Otostopçular kişi başı 3.600 dolar gibi yüksek bir kefalet ödeyerek ülkeden ayrıldı; geri dönmemelerine rağmen diğerleriyle birlikte yargılandılar ve beraat ettiler.
Daha ağır olan “komplo” suçlamasından kurtulma umuduyla Hubbard, kaçakçılığı kabul etti ve iki kadının plandan habersiz olduğunu söyledi. Buna rağmen üçü de hem kaçakçılık hem de komplo suçlarından mahkûm edildi.
Aralık 1973’te McDaniel, Zenz ve Hubbard müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bu, modern dönemde uyuşturucu suçları için verilen en ağır cezalardan biriydi ve uyuşturucu suçlularına yönelik sert cezalar döneminin başlangıcı oldu. Daha sonra bu sert atmosferden etkilenenlerden biri de “Geceyarısı Ekspresi”nin genç kahramanı Billy Hayes’ti. Hayes, haşhaş bulundurma suçundan aldığı dört buçuk yıllık cezanın sonuna yaklaşmışken, 1975’te temyiz mahkemesi suçunu kaçakçılık olarak değiştirip cezasını 30 yıla çıkardı.
Yargılamadan beri kadınlar masum olduklarını savunmayı sürdürdü. Ancak son ziyaretlerde en azından McDaniel bu konuda artık eskisi kadar kesin konuşmuyordu.
“Bunun artık çok da önemli olduğunu düşünmüyorum,” dedi. “Bence durumu burada görev yapan eski Amerikan konsolosu çok iyi özetlemişti. Genç, düşüncesiz ve hayat dolu olduğumuzu söylemişti.”
McDaniel ve Zenz, yaklaşık 40 kadın, birkaç çocuk, birkaç kedi ve yağmur bodrumu bastığında ortaya çıkan farelerle birlikte geniş bir koğuşta yaşıyorlar.
Hapishane onların evi değil ama ona oldukça yakın bir yer hâline gelmiş durumda. Burada geçirdikleri yedi yıl, yaklaşan mahkûm transfer anlaşmasına temkinli yaklaşmalarının başlıca nedeni.
McDaniel, “Yedi yıl sonra bu duruma alıştık,” dedi. “Nasıl bir şey olduğunu biliyoruz. Artık bize yabancı gelmiyor. Kathy ile kendi aramızda bile Türkçe konuşuyoruz. Kendi kültürümüz bile artık bize yabancı gelebilir.”
23 Ocak 1980 The Calgary Herald
İlgili Kategoriler
- Afiş-Broşür-Reklam
- Antakya Kazı Ekibi Günlükleri (1932-1939)
- Belgeler Genel
- Ermeni Meselesi
- Fatura-Dekont-Karne
- Fransızca Belgeler
- Gazeteler-Dergiler
- İskenderun Sancağı Belgeleri
- Kartvizit
- Kitaplar-Makaleler
- Mustafa Kemal Fotoğrafları ve Belgeleri
- Osmanlıca Belgeler-Makaleler
- Pul-Mektup-Zarf
- Tapu Senetleri
- Zeki Arsuzi Belgeleri
