Şükrü Fehmi Balcı
D. 1906 Antakya – Ö.
İlköğrenimini yaptıktan sonra Adana Lisesine girdi. İstanbul’a giderek Alman okuluna azıldı ve buradan mezun oldu. Antakya’ya döndükten sonra 15 Mayıs 1928 tarihinde Yeni Mecmua’nın ilk sayısını çıkardı. Edebiyat alanında on beş günde bir çıkan dergi bölgenin önemli yazarlarını bünyesinde toplamıştır. Yazarları arasında Vedi Münir Karabay, Nafi Miski, Avukat Firuz Hanzad da vardı. Sancaktaki Türklerin hakkını savunmak için bir siyasi gazete ihtiyacı doğunca Yeni Mecmua’nın ismi Yeni Gün oldu.[1] İlk sayısı 16 Eylül 1930 tarihinidir. Günlük yayınlanan gazetenin imtiyaz sahibi Selim Çelenk idi. 1932 yılı ağustosunda Balcı “Baş Belası Hep Bu Topraktır” başlığını taşıyan makalesi bahane edilerek Fransız makamlarınca “komünist propagandası yapmak, ve hükümete karşı halkı isyana teşvik etmek suçu”ndan tutuklandı ve Yeni Gün süresiz olarak kapatıldı. Yargılamasının yapılması için Halep’e gönderildi. Balcı bu yazısında “Aşar” vergisini eleştirerek, ezilen köylüyü savunmaktaydı.
O yıllarda Osmanlı devletinden kalma “Kapitülasyonlar” yürürlükteydi. Dava, yabancı uyruklu Fransız hükümetinin temsilcisi tarafından açıldığı için dosya Halep’te Fransızlardan kurulu muhtelit mahkemeye verilmişti. Bir hafta sonra Halep mahkemesi Selim Çelenk’in yardımlarıyla toplanan 200 Suriye lirası kefaleti ödenen Balcıyı serbest bıraktı.[2]
Selim Çelenk ve Şükrü Balcı Fransız Yüksek komiseri Mösyö Ponceau (Ponso)’ya bir dilekçe vererek gazetenin tekrar yayınlanması talebinde bulundular. Yüksek Komiserlik bu yönde aldığı yeni kararla Yenigün gazetesinin On gün sonra tekrar yayın hayatına başladı Fransızların sancaktaki basın üzerinde baskıları devam etti. 1 Aralık 1936 tarihinde yaşanan siyasi kargaşaya dayanarak Fransızlar Sancakta sıkıyönetim ilan etti. Yenigün yazarlarından bazıları Humus’a sürgüne gönderilirken, Şükrü Balcı ise arkadaşı Selim Çelenk ile Adana’ya kaçtı. 1937 yılında sıkıyönetimin kalkmasıyla Balcı gazetesinin basımına tekrar başldı.[3]
Şükrü Balcı’nın tutuklanmasına neden olan makalesi:
“Öyle zannediyorum ki, çiftçinin bu gün içinde bulunduğu hal-i pürmelâli ne kalem ne de mürekkep ifadeye muktedir olamayacaktır… Fecaati yakından ve içinden görüp yaşamak lazımdır. Bu sene bidayetinde mahsul bol olacak diye sevinen çiftçinin halini asıl şimdi gidip görmeli! Evet, mahsul çok oldu, fakat alacaklı o kadar çok ve o kadar amansız ki… Bir yandan hükümet aşar borcu diye harmanları hacz edip yolları bağlarken, bir taraftan banka memurları ellerinde çiftçinin idam beratı, köyden köye, harmandan harmana koşup duruyorlar. Bir yandan zalim murabahacının icra ilanından bucak bucak kaçan çiftçi, bir taraftan silahlı tahsildarın tazyikinden yakasını kurtarmaya çalışıyor!…
Her fırsatta ileri sürülen bir söz var: Müstakil Sancak kavaidi umumiyede Suriye’ye merbuttur! Amenna! Fakat ne gariptir ki Sancağın en çok riayet etmediği cihette bu oluyordu. Halep mahkemelerinde on lira taksite bağlanan on bin lira borçlara mukabil, atmış lira borç için Sancak mahkemelerinin verdiği cevap yine şu oluyor: -Buna icra karışır, oraya müracaat edersiniz! Suriye’de tasarruf yapılıyor, Suriye’de nafıa işleri tevkif ediliyor, Suriye’de aşar indiriliyor, Suriye’de borçlar tecil ediliyor… Yapılıyor, ediliyor, ediliyor! Müstakil Sancak’ta günü birinde ortaya bir fikir atılıyor: -Ziraatın borçlarını tecil etmeli! Oh, ne ala! Fakat üç murabahacının şiddetli bir ültimatomu hükümeti en kati kararından döndürmeye kâfi geliyor. Filhakika tüccar da haklı olabilir. Ancak çiftçinin hakkı yerden göye kadardır! Bir taraflı moratoryum(borç erteleme) belki mümkün olmaz. Fakat hükümet ve bankalar da dâhil olduğu halde büyün alacakların ve vereceklerin topyekûn bir tecili de mi mümkün değildir? Mümkün olamıyor zahir! Zira asfalt yol yaptıracağız, İskenderun bataklığını kurutacağız, İskenderun’a oteller, konaklar, saraylar yaptıracağız, sayfiyeler hakkında projeler tanzim edeceğiz. Ama bunun için harmanlar hacz olunacak, köylü hapishanelere atılacakmış..mış..mış..Ne zararı var ki.. Bana göre, çiftçi bugün ızdırap çekiyorsa, hep toprak belası çekiyor… Hapishanelerde sürünmesinin sebebi de elinde toprak bulundurmak gafletidir… Velhasıl her bela, bu baş belası topraktan geliyor. Hâlbuki elinde toprağı olmayan çiftçi ne rahat ve ne asude olacaktır. Toprak olmasa ne borç, ne düşünce… Benden çiftçi dayılara bir kardeş nasihati: Hiç kederlenmeyiniz Fazla düşünüp kendinizi üzmeyiniz! Hükümet bize gadr ediyor! Hükümet bizi mahvediyor! Demeyiniz. Emin olunuz Hükümetin niyeti gayet halisanedir. Hükümet size iyilik etmek istiyor. Sizi baş belası, yürek ağrısı topraktan kurtarmaya çalışıyor! Bugün içinizde yaşayan bedevi Araplardan olsun ders alınız… Görmüyor musunuz? İşte onlar da topraksızdırlar. Bakınız topraksız olmak ne rahattır. Nasıl ki onlar bugün size misafir gelmişler, sizin topraklarınızda yiyip içip keyif çatıyorlarsa çok sürmez, sizler de birer çadır tedarik edip kafile haline gelin, Hama, Humus çöllerine yan gelip çubuğunuzu yakar, keyfinize bakarsınız”.[4]