İskenderun Sancağı’nın Gelecekteki Statüsü-23 Aralık 1936-Maroc Matin/The Future Status of the Sanjak of Alexandretta — 23 December 1936 — Maroc Matin

İskenderun’un Gelecekteki Statüsü
Türkiye Dışişleri Bakanının Açıklaması

İSTANBUL, 22 Aralık. — Bilindiği üzere Fransa’nın teklifi üzerine Türk hükümetini meşgul eden İskenderun Sancağı meselesi Milletler Cemiyeti Konseyi’ne sunulmuştur. Konsey, Ankara’nın talebine uygun olarak Sancağın yeni bir statü alıp almayacağına karar verecektir.

Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Dışişleri Bakanı Doktor Tevfik Rüştü Aras tarafından yapılan konuşmanın başlıca bölümlerini aşağıda yayımlamayı uygun görüyoruz. Bu konuşma, Doğu’nun bu yeni meselesine oldukça ilgi çekici bir ışık tutmaktadır.

Paris Büyükelçimiz aracılığıyla Fransız hükümetine verdiğimiz 10 Ekim 1936 tarihli notada, İskenderun ve Antakya meselesi hakkında, gerek benim gerekse Fransa Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Bay Viénot tarafından Milletler Cemiyeti Konseyi’nde yapılan açıklamalara atıfta bulunarak, Fransız hükümetinden İskenderun ve Antakya bölgelerindeki Türk halkıyla, Suriye ve Lübnan ile yapılmakta olan anlaşmalara benzer bir antlaşma yapmaya hazır olup olmadığını bildirmesini istemiştik.

Bu talebin dayandığı hukuki esaslar da aynı notada açıklanmıştı.

10 Aralık 1936 tarihinde Fransız hükümeti notamıza cevap vermiştir.

Dışişleri Bakanı, Fransız notasının analitik bir özetini yaptıktan ve Türkiye’nin 17 Kasım tarihli cevap notasının hükümlerini Milli Meclis’e sunduktan sonra sözlerine şöyle devam etti:

Size içeriklerini açıkladığım notaların özetinden de görüleceği üzere, talebimiz bir toprak revizyonu meselesi değildir. Bizim istediğimiz şey, Türk halkının ve bizim antlaşmalarla elde ettiğimiz hakların gerçek ve etkin güvencelerinin korunması ve bu antlaşmaların bu Türk bölgesine tanıdığı hakların geliştirilmesidir.

Özetle hemen belirtmeliyim ki, meseleyi bilen taraflar arasında teati edilen notalarda biz temel argümanlarımızın yalnızca bir kısmını ortaya koyduk. Ekonomik alana ilişkin olanları henüz ileri sürmedik. 1931 anlaşmasının ve 1925 şartlarını belirleyen metnin incelenmesine girmeksizin, yalnızca kısa bir atıfta bulunmakla yetindik. Oysa Ankara Anlaşması’nın 7. maddesinin son paragrafı, Türkçenin Sancakta resmî dil olduğunu açıkça belirtmektedir; buna karşılık Mandater yönetimin şartlarını belirleyen belgenin 16. maddesi, Suriye ve Lübnan’da resmî dillerin Fransızca ve Arapça olduğunu ilan etmektedir.

Ayrıca Ankara Anlaşması’na bağlı ve onun ayrılmaz bir parçasını oluşturan İmza Protokolü’nün 7, 8 ve 10. paragraflarında Türkiye’ye tanınan haklar arasında, İskenderun Limanı’nda Türkiye’ye uzun süreli olarak yeterli büyüklükte bir alanın kiraya verileceği açıkça belirtilmiştir. Buna karşılık Mandater yönetim şartlarını belirleyen belgenin 4. maddesi Fransa’ya, mandater güç olarak, Suriye ve Lübnan’ın hiçbir bölümünün başka bir devlete kiralanmamasını güvence altına alma görevini yüklemektedir. Bu farklılıklar göz önüne alındığında, bu bölgelerin Mandat Şartnamesi’nde belirtilen bölgeler arasında yer almadığını bizimle birlikte kabul etmek doğaldır. Çünkü Sancak, 1921 Sözleşmesi uyarınca bağımsızlığa doğru gelişecek bir özerklikten yararlanmak üzere tasarlanmıştı ve bu nedenle söz konusu Şartname’de belirtilen oluşumlara dahil edilmemiştir. Aksi halde, bu çelişkili hükümlerin birbirini etkisiz hale getirdiğini ve sonuç olarak antlaşmamızın keyfi biçimde hükümsüz bırakıldığını kabul etmek gerekirdi. Böyle bir durumda, 1921 Anlaşması’nı konu alan tüm meselelerin bir çözüm beklenerek askıda kaldığı ortaya çıkardı.

Cenevre’de Meclis toplantısı vesilesiyle yaptığım temaslar ve görüşmeler nedeniyle, Ankara’da Fransa ile bizim için millî bir mesele teşkil eden bu konu hakkında müzakerelere başlayabileceğimi düşünüyordum.

Beyaz Kitapları okuduğunuzda gördüğünüz gibi, müzakereler yerine nota alışverişi ve bir dizi görüşme oldu. Bununla birlikte bunların dostane bir atmosfer içinde gerçekleştiğini de belirtmeliyim. Bu kadar önemli bir mesele doğal olarak ertelemelere ve oyalamalara tahammül edemezdi. Fransa Büyükelçisi iki gün önce, seçim hakkını bize bırakarak hükümetinin iki teklifini iletti. Bunları size aynen sunuyorum:

10 Kasım tarihli notasında Fransız hükümeti, İskenderun meselesindeki hukuki tutumunu, gerek Mandat Şartı ile bağlı bulunduğu Milletler Cemiyeti’ne karşı, gerekse Ankara Anlaşması gereğince üstlendiği özel yükümlülükler dolayısıyla Türkiye’ye karşı tanımlamıştır.

Şimdiye kadar verilen açıklamalar ışığında Fransız hükümeti, ilgili taraflar açısından tatmin edici bir düzenlemenin şu iki usulden birinin benimsenmesiyle sağlanabileceğinden kuşku duymamaktadır:

  1. — Eğer Türk hükümeti, Mandater yönetimin başlangıcından beri mevcut olan Sancağın Suriye’ye siyasi bağlılığını tartışma konusu yapmazsa, Fransız hükümeti, 1921 anlaşmaları çerçevesinde bu bölgedeki Türk unsurlar lehine gerekli görülebilecek güvencelerin incelenmesine derhal başlamaya hazırdır.
  2. — Eğer Türk hükümeti Sancak için örneğin Suriye’den bağımsızlığı içeren yeni bir statü talebinde ısrar ederse, mesele Fransa hükümetini Mandater Güç sıfatıyla aşmaktadır. Böyle bir durumda Milletler Cemiyeti Konseyi, Mandat Belgesi’ni yorumlamaya ve yetkili bir görüş bildirmeye yetkili olacaktır.

Bu iki öneri, Türkiye’yi, Fransa’yı ve halen Fransız Cumhuriyeti’nin otoritesi altında bulunan ülkeleri ilgilendiren bu meselenin çözümüne yalnızca dostluk ruhunun hâkim olması gerektiği düşüncesiyle yapılmıştır.

Büyük Şefimizin, Başbakanımızın ve Bakanlar Kurulu’nun Dışişleri Bakanlığı’na milletin arzularına uygun olarak verdiği talimatları aldıktan sonra, birinci teklifi kabul edemeyeceğimizi derhal bildirdim. Ve meseleyi partimizin parlamento grubuna sunduktan sonra, Fransa Büyükelçisine sorunun Milletler Cemiyeti Konseyi’ne götürülmesini kabul ettiğimizi bildirdim.

Böylece İskenderun, Antakya ve çevresindeki halkın kaderine ilişkin mesele, bugün itibarıyla Milletler Cemiyeti inceleyip görüş bildirinceye kadar onun önüne gitmiş bulunmaktadır. Milletler Cemiyeti böylece büyük millî davamızla ilgilenmeye ve özellikle barış ve ekonomi açısından, Avrupa ile Yakın Doğu’nun büyük bir kısmı arasındaki ticaret alışverişine hizmet eden tek önemli Akdeniz limanını barındıran bu bölgenin kaderi ve güvenliği hakkında görüş bildirmeye davet edilmektedir. Söz konusu bölge, kuzey İran’ın güney kesiminden başlayıp Türkiye’de Van Gölü havzasını ve Diyarbakır’ın güney kısmını, ayrıca Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyindeki küçük bir bölgeyi kapsamaktadır.

Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın bu meselenin bu safhasını da dikkat ve özenle takip edeceği konusunda sizi temin ederim. Artık bu yolu izlememe izin verebilir ve bize güven göstermenizi rica edebilirim. Durum geliştikçe, yüksek meclisinize mevcut haliyle açıklamalarda bulunacağım. Gerektiğinde gerekli kararı almak daima size ait olacaktır.

 

Maroc-Matin 23 Aralık 1936

23 Aralık 1936

İlgili Terimler :

Instagram'da Bizi Takip Edebilirsiniz...

Bizimle ilgili tüm haber ve gelişmelerden haberdar olmak için Instagram’da takip edebilirsiniz.
@antakyatarihi.com.tr

İLETİŞİM: 0538 955 2706

MAİL bilgi@antakyatarihi.com.tr

ADRES: Antakya - Hatay